Cilt bakımı ve güzellik sitesi !

Cilt bakımı ve güzellik sitesi !

Bulundugunuz yer ‘Kariyer’ Kategorisi

Tem
01

Çalışan annenin rehberi

Kategorisi Kariyer

Çalışan bir anne olmanın zorluklarını hepimiz biliyoruz fakat bu hayata küsmek anlamına gelmiyor. Bazı kolaylıklarla bunun üstesinden geleceğinize eminiz.

Dış görünüşünüzü ihmal etmeyin

Anneliğin ilk yılları bir kadının kendine en az dikkat ettiği dönemdir. Fakat çalışmak niyetindeyseniz, yüzünüzde elma püresi artıklarıyla, saçınız başınız dağılmış bir halde ofise gidemezsiniz. O yüzden işe başlamadan birkaç gün önceyi tamamen kendinize ayırın ve tepeden tırnağa kişisel bakımınızı yaptırın. Unutmayın ki çalışan bir kadın içinde bulunduğu sosyal çevreye göre dış görünüşüne özen göstermeli.

Her şeyi not alın

Bu noktada zamanlama yeteneğinizi devreye sokun. Hiçbir şeyi kafanıza yazmayın, yanınızda daima her ayrıntıyı not aldığınız küçük bir not defteri bulundurun. Günlük işleriniz, randevularınız, alışveriş listeniz hepsi bu defterde olsun.

Gün içinde çocuğunuzla iletişim kurun

Ofisteki işlere dalıp çocuğunuzu unutmayın. Gün içinde evi arayıp bakıcıyla konuşun, bebeğinize sesinizi duyurun, işyeriniz eve yakınsa öğle tatilinde eve uğrayın.

Diğer çalışan annelerle bağlantı kurun

Kaygılarınızı, sıkıntılarınızı diğer sizin gibi çalışan annelerle paylaşın. Bu davranış dünyada tek başınıza olmadığınızı ve sizin gibi kişiler olduğunu hatırlatacaktır.

Yardım istemekten çekinmeyin

Bebeğinizin sorumluluğunu tek başınıza üstlenmeyin her şeyi eşinizle paylaşın. Ayrıca annenizden ve kayınvalidenizden de yardım isteyebilirsiniz.

Haz
24

Evliliği geciktiren iki neden; kariyer ve güvence

Kategorisi Kariyer

Erkeklerin kariyer, kadınların ise güvence sağlayacak iş sahibi olduklarında evlilik hayallerini erteledikleri, ideal yaş geçince de fazla seçici davrandıkları için eş bulmakta zorlandıkları belirtildi.

Psikolog Ceyda Subaşı, geçmişte soyun devamı, çocuk sahibi olma, cinsel ihtiyaçları giderme, maddi ve manevi güvence gibi nedenlere bağlı olarak gerekli görülen evliliğe bakışın günümüzde değiştiğini belirtti. Subaşı, UNESCO’nun gençlik dönemini 28 yaşına kadar çıkardığını ve artık Türkiye’de de geçmişte olduğu gibi 18 yaşına kadar evlenmeyen kızlara “evde kaldı” gözüyle bakılmadığını belirtti.

Ekonomik ve eğitim düzeyinin yükselmesinin yanı sıra kadınların çalışma hayatına girerek yaşamsal güvenceye kavuşması, erkeklerin de kariyer sahibi olmalarının evliliği ertelemeye yönlendirdiğini anlatan Subaşı, şunları söyledi: “Kırsal kesimde kadınlar aileden gördükleri baskı, ekonomik sıkıntılar ya da yaşam koşullarının onları mutlu etmemesi arayışa ve en kısa yoldan evliliğe yönlendiriyor. Ancak, büyük kentlerde hem erkekler hem de özellikle çalışma yaşamında olan kadınlarda evliliğe karar verme yaşı artıyor.”

Madalyonun iki yüzü

Subaşı, erken yaşta evliliklerin, çiftlerin kişilik gelişiminin benzer dönemlerden geçmesine, böylelikle birbirine uymada daha esnek, karşılıklı beklentileri yerine getirirken daha toleranslı ve uyumlu olmalarını sağladığını vurguladı.

İlerleyen yaşlarda ise hem kadınların hem de erkeklerin daha seçici davrandıklarına dikkati çeken Subaşı, şunları kaydetti: “Kişi artık ten, saç ve göz renginden fiziksel görüntüsüne, karakteri, aile yapısı ve çevresini kadar birçok konuyu dikkate alıyor. Bu da evlilik zamanının geçmesine neden oluyor. Halk arasında söylendiği gibi (armuda saplı, üzüme çöplü) diyor. Kişiliğin gelişmesi, zamanın ilerlemesi ile bireyler daha seçici hale geliyor. Kafalarında oluşturdukları eş hayalini gerçek yaşamda bulamayanlar bile arayışı sürdürmekte ısrar edince geç kaldığının farkına varmıyor. Ayrıca, ideal evlilik yaşı geçtiğinde, kişinin doğacak çocuklarıyla kuşak çatışması daha yoğun oluyor ve iletişim zorlaşıyor.”

Evlilik neden korkutuyor

Geç kalınan evliliklerde, kişinin yaşam koşullarının değişecek olması, özgürlüğün kısıtlanması gibi gerekçelerin ön plana çıktığını ifade eden Subaşı, “İlerleyen yaşta daha kalıplaşmış bir yaşam ve düşünce şekli karşımıza çıkmaktadır. Yeni bir insanı tanımak, ona güvenmek daha çok zorlaşmıştır. Emek ve zaman istemektedir. Kişinin buna gücü ve isteği kalmamıştır” şeklinde konuştu.

Subaşı, evliliğin insanın yaşamını yönlendiren önemli bir karar, hatta hayatın dönüm noktası olduğuna dikkati çekerek, “Burada önemli olan bireylerin farklı düşüncelerin etkisinde kalmadan tamamen kendi istekleriyle karar vermeleridir” dedi.

Evlilik konusunda ne aceleci ne de fazla karamsar ve geç kalınmamaya özen gösterilmesi, duygusal ve fiziksel etkileşimin mutlaka olması gerektiğini belirten Subaşı, “İyi bir ilişki insanın yaşamını güzelleştirir, yanlış evlilik ise tam tersi etki yapar” uyarısında bulundu.

Haz
09

Süper kadın sendromu süper sıkıntı veriyor

Kategorisi Kariyer

Günümüz kadınınları arasında ‘süper kadın’ sendromu yaşayanların sayısı hiç de az değil. ‘Süper kadın’, en iyi eş, en iyi anne, en iş kadını, en iyi gelin ve daha birçok rolü, aynı anda ‘en iyi’ biçimde yapmak zorunda hissediyor kendini.

International Hospital Psikiyatri Uzmanı Dr. Muzaffer Uyar, toplumun yüklediği ya da kendi üstlendiği rolleri en iyi biçimde yapmaya çalışırken bunalan ‘süper kadın sendromlu’lara, ‘‘Her şeyin en iyisini yapmak zorunda değilsiniz. Bazı misyonları reddedin’ önerisinde bulunuyor.

Süper kadın ideal değil

Süper kadın ile ideal kadın arasındaki farkı bilmek gerektiğini belirten Dr. Uyar, ‘‘Süper kadın zorlayıcı bir kadın tipi ama ideal değil. İdeal kadın, kapasitesinin sınırlı olduğunu kabul eden, objektif, kendini üstün ya da agresif olmak zorunda hissetmeyen kadın. En iyi şekilde yapmak değil, yapabildiği kadarını yapmak, içlerinden geldiği gibi davranmak doğru. Hedef ve beklentiler küçültülmeli’’ dedi. Kadınların genellikle ‘bencil’ olmayı kendilerine yakıştıramadıklarını belirten Dr. Uyar, ‘‘Kadınlar çok zor ‘hayır’ diyor. İstemedikleri zaman uygun dille ‘hayır’ demeyi öğrenmeliler’’ dedi.

Sağduyu bir pusula

Kadınların yenildikleri veya yenildiklerini hissettikleri zaman ‘‘ben duygusalım, hassasım’’ demelerini eleştiren Dr. Uyar, ‘‘Aslında kadınların ‘sağduyusu’ kuvvetli. Sağduyu kadınların içindeki bir pusula. Kadınlar daha sık sağduyularına başvurmalı. Hiç eğitim almayan kadınlar bile sağduyularıyla çok iyi çocuk yetiştirebiliyor’’ dedi.

Dr. Muzaffer Uyar’dan rahatlatıcı öneriler

Atılgan olun: Toplantılarda söz alın ve soru sorun, sözünüzü kesen kişiye anında tepki gösterin, otorite kabul edilen kişilere görüşlerinizi ifade edin. Erkeklerin fikirlerine karşılık kendi fikirlerinizi savunun.

Güveni pekiştirin: Diğer kişilerin önerileri yerine, kendinizi dinleyerek kesin bir karar alın. Herkesin partnerle olduğu bir eğlenceye yalnız katılmaktan çekinmeyin. Alamadığınız bir hizmeti tekrar talep edin (restoran, mağaza vs).

Kendi ihtiyaçlarınızı önemseyin: Yöndendirilmeye izin vermeksizin, suçluluk hissetmeden kendiniz için doğru olanı yapın, kendi ihtiyaçlarınızı en az diğer insanların ihtiyaçları kadar önemseyin.

Kendinizi rahatlatın: Kendinizi rahatlatmak ve kuvvetlendirmek için her gün kendinize zaman ayırın. Haklı olduğunuzu düşündüğünüz durumlarda özür dilemeyin. Sıkılmadan, çekinmeden ödünç alınan eşyanızı geri isteyin.

Haz
09

Siz de bir lider olabilirsiniz

Kategorisi Kariyer

Genetik temellere dayanan liderlik özelliğinin, özel eğitimler ile gerçeğe dönüşmesi sağlanıyor.

Stratejik Yönetim Danışmanı Prof. Dr. İsmail Üstel, kaos dönemleri, kriz ortamları, köklü değişim devreleri, şok gelişmeler, belirsizlik koşulları ve yüksek gerilimli ortamların liderlik özelliğini su yüzüne çıkartan zamanlar olduğunu belirtti.

Prof. Dr. İsmail Üstel, kişinin lider olabilme özelliklerini doğuştan taşıdığını ancak, bunun hayata geçirilmesi için kişiye vizyon kazandıran eğitimlere gereksinim olduğunu söyledi. Liderlik ve genetik özellikler ilişkisini elmas ve pırlanta ilişkisine benzeten Prof. Dr. Üstel, genetik yapıda olan özelliklerin işlenerek, eyleme geçirilip başarıya dönüştürülebileceğini belirtti.

“Karizma liderliğin garantisi değil”

Prof. Dr. Üstel, lider kişilerde, topluma öncülük etme güdüsü, başarı inancı, sorumluluk duygusu, özgüven, gerçekçilik, olumlu yaklaşımlar ve tükenmez bir azim olması gerektiğini, büyüleyici bir görünümünün ise liderlik için şart olmadığını belirterek, “Karizma, liderlik ön koşulu değildir. Karizma lider olmayı garanti etmez” dedi.

Lider özelliğe sahip kişilerin, diğerlerinden en önemli farkının adımlarını atarken, doğru yer ve doğru zamanı belirlemeleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Üstel, “Yöneticilik, çiviyi duvara doğru çakmaktır. Liderlik ise çiviyi doğru duvara çakmaktır” diye konuştu.

Karmaşa dönemi

Genlerinde liderlik özellikleri olan kişilerin, karmaşa dönemlerinde ön plana çıktıklarını anlatan Prof. Dr. Üstel, şöyle devam etti:

“Liderlik ve koşullar arasında önemli ilişki var. Kaos dönemleri, kriz ortamları köklü değişim devreleri, şok gelişmeler, belirsizlik koşulları ve yüksek gerilimli ortamlar liderlik özelliği taşıyan insanların bu yönlerini su yüzüne çıkartan zamanlardır. Bir anlamda da, liderlik bu koşullarla mücadele edebilme yeteneği olduğu için, olumsuz ortamlarda risk alabilen hedefe kilitlenen, dinamik kararlar verebilen, stresle baş edebilen ve başarısızlıktan ders alarak yoluna devam edebilen kişiler lider olarak insanları peşinden sürükleyebilir.”

Haz
07

Çalışanların pazartesi sendromu

Kategorisi Kariyer

Şehirli insan, yıllardır pazar akşamı başlayan, tatsız ve oldukça rahatsız edici bir stres türü ile boğuşuyor. Uzmanlar, buna Pazartesi Sendromu diyorlar. Üstelik, yapılan araştırmalar, en profesyonel insanların dahi, bu sendromu yaşadığım kanıtlıyor.

Bunu herkes yaşıyor

Zaman ile yarışılmadığı, rekabetin çok daha sınırlı olduğu, teknolojinin insanın karşısına her gün öğreneceği yepyeni detaylarla çıkmadığı eskilerde, haftanın her günü eşit değer taşıdığı için pazartesi günlerinin diğerlerinden herhangi bir farkı olmazken, modern zamanlarda insanoğlunun giderek artan günlük problemleri Pazartesi Sendromu’nun doğmasına neden oldu. New York’da yapılan bir araştırmaya göre, işinde en profesyonel olarak bilinen kişiler dahi bu sendromu yaşıyor. Haftanın beş iş günü boyunca, bazen neredeyse sadece uykuya ve yemeğe zaman bulabilen kariyer sahibi şehir insanı için, pazartesi günleri tekrar o yoğun iş temposuna ve karmaşaya dönmek, kendini unutmak ya da kendine doğru yürüyememek anlamına gelebiliyor. Peki, neden kimileri haftanın ilk günüyle barışık yaşayabilmenin yollarını keşfedebilmişken, diğerleri takvimden silinmesini isteyecek kadar pazartesiden nefret ediyor?

Sorun nerede?

Öncelikle bu sorunun cevabını bulmak için, insanların pazartesi günleri kendilerini neden iyi hissetmediklerinin ardındaki gerçekleri araştırmamız gerekiyor. Belki de sorun, haftanın günlerinde değil de, kişinin yaptığı işten, kendi iç dünyasından da kaynaklanıyor olabilir, iş yerinde ve ofiste yaşanan sorunlar, bir süre sonra yapılan işten zevk almanızı engelleyebiliyor ve bu işi sadece para kazanmak için yaptığınızıı düşünmenize neden olabiliyor. İşte bu noktada da, pazartesi günleri kişi için gerilimi yeniden başlatan gün ya da bir simge anlamı taşıyabiliyor. İş arkadaşları ya da patron ile arada geçen sorunlara çözüm bulmak için, onlarla diyalog kurmak en etkili yöntem belki de… Ama asıl sorun iş ise, o zaman başka önlemler almak gerekebiliyor.İyi bir terapist, biraz kafanızı dağıtacak küçük uğraşılar, kısa aralıklarla temiz hava almak ve yeniden düşünmek gibi… Eğer yapılan işin artık kişiye hiçbir şey kazandırmadığına inanılıyorsa ya da gelecekteki beklentileri arasında bu işte kariyer yapmanın çok da cazip gelmeyeceği düşünülüyorsa, bu sorunu çözebilmek için iki seçenek bulunuyor…

Neler yapılmalı?

Bunun başında, yönetici ile konuşup, kişinin kendini daha fazla geliştireceğine inandığı bir departmana yönlendirilmesini istemesi geliyor. Eğer kişinin elinde böyle bir fırsat yoksa, radikal bir karar vererek işten ayrılmak ve bir süre hangi dala kanalize olacağını düşünmek ise verilebilecek en akıllıca ve cesur karar… Çünkü, her pazartesi stres altında ise gidilmesi, gerçekten sevilen işi aramaktan çok daha negatif bir taraf yükleyecektir kişiye. Eğer bu iki çözümü uygulayacak cesaret bulunamıyorsa, bir de şunu denemekte yarar var; her ne kadar sıkıcı ya da yorucu olsa da yapılan işten zevk alınmaya çalışılması. Örneğin, o işi kişinin kendinden başka kimsenin o denli iyi yapamayacağını düşünmeye çalışması, bir parça da olsa gerilimi hafifletecektir.

Çözüm pazartesi aktiviteleri

Pazartesi günleri iş yerine en güzel giysiler, en hoş makyaj ve kısa bir yürüyüşün ardından gidilebilir. Böylelikle gün boyu alınacak iltifatlar o günün ilk iş günü olduğunu kişiye unutturacaktır. Öte yandan, özel hayatlarda karşılaşılan bazı sorunlar da Pazartesi Sendromu yaşanmasına neden olabilir. Örneğin, yeni bir annenin bebeğinin gece geç saatlerde uyanması, uykusunu böleceği için haftanın ilk iş gününü bir kabusa çevirebilir. Ya da partneriyle yaşadığı sorunlar, çalışma isteğini negatif yönde etkileyebilir. Tüm çözüm önerilerine rağmen, eğer hala pazartesi günleri kabusu yaşanıyorsa, son bir öneri daha sunuyor uzmanlar… Pazartesi iş çıkışlarında biraz daha sosyal aktivitelere yönelmek. Eğlenceli geçen pazartesi akşamları, böylelikle ayrı bir önem kazanabilir. Bu da pazartesi gününe duyduğunuz antipatinin tamamıyla unutulmasını sağlayabiliyor.